Blog

'İyiyim' Yalanı ve Diğer Duygusal Aldatmacalar

'İyiyim' Yalanı ve Diğer Duygusal Aldatmacalar
Paylaş


Neden iletişim kurmak bu kadar zor? Başlangıç noktası, başkalarına ve kendimize söylediğimiz koca bir yalan.

Günde milyar kez kullandığımız yanıltıcı bir değiş tokuş :

“Hey nasıl gidiyor?”

“Harika, teşekkürler. Ya sen?”

“İyiyim ben de.  Görüşürüz…”

Bir iletişim gerçekleşti mi yoksa bloke mi oldu?

 

Bu tarz önüne set çekili bir merhabalaşmada gerçek anlamda bir bilgi değiş tokuşu söz konusu değildir ancak karşılıklı bir aldatmaca vardır.  Soruyu sorarken karşımızdakini gerçekten görmüş ya da duymuş gibi davranırız.  Cevap verirken de düzeni takip eder ancak deneyimimizi gizleriz. Neden? Güvenlik. Bu normaldir yani konforlu olduğu anlamına gelir. Sürat.  Bu hızlıdır yani yakalanmamamız gerekir.  Senaryo.  Hepimiz yüzeyde kalmamız gerektiğini biliriz ve öyle de yaparız.

Kan Yok,  Faul Yok ?

Ne olacak yani?  Sosyal bir düzeni takip ediyoruz sonuçta ve bu diğer kişiyi basitçe yok saymaktan daha kolay değil mi? Bu yüzey iletişimsizliğinin taşıdığı risk, sorgulama yanılsamasıdır. Eğer gerçekten anlamış gibi yapıp da bu “tartışma”dan yürür geçersek bizim için kullanışlı olan esas veriyi bloke ederiz.  Sanırım bu yüzeysel alışveriş, kültürel bir norm haline geldikçe eş zamanlı olarak, sağlam bir diyalog kurmak gittikçe daha da zorlaşıyor. “Normlar”, tanım olarak konforlu olandır. Uygun olandır. Sağduyulu olandır.  Böylelikle sığ bir değiş tokuşa bağımlı hale geliriz ve bu durum paha biçilmez bir veriyi kaçırmamıza neden olur.

George Bernard Shaw’un ünlü sözünde dile getirdiği gibi :

İletişime dair en basit ve büyük sorun, iletişimin var olmuş olma yanılsamasıdır.

Bu tuzağa düşmeyin. Bu “sırrı” hatırlayın.

Her zaman hikâyenin dahası vardır.

 

Hisler Hakkında Soru Sorma Biçimi

Yaklaşık 20 sene önce Vietnam Savaşı hakkında ders veriyordum ve diğer gazilere hukuk danışmanlığı yapmış olan bir gazi ile konuştum. Ona babamın da bir gazi olduğunu ancak savaştaki deneyimi hakkında bana hiçbir şey anlatmadığını söyledim. Avukat bana şöyle dedi : “Ne zaman soruyorsunuz ki? Havaalanına giderken yolda mı? Kalabalık bir restoranda mı? Bu soruya,  bir göl kenarında, yanınızda bir kasa bira ile oturmadığınız ve henüz önünüzde koca bir haftasonu olmadığı sürece  asla gerçek bir cevap alamazsınız.” Bir konu ne kadar kompleks ve aynı zamanda da meydan okuyan bir konu ise gerçek cevap için o kadar çok zaman ve alana ihtiyaç vardır. Eğer kötü, ürkütücü, acılı, ciddi hatta sadece karmaşık bir şey hakkında yeterince korunmasız kalacaksam, bunu günlük, aceleci, halka açık bir ortamda yapmam. Vaktinizin olmadığını düşündüğüm sürece anlatmam. Ve eğer tecrübem hakkında dürüst olmamı istiyorsanız gerçekçi olalım.

Bu önceki 3 S ile ilgili :

Güvenlik (Safety) : Güvenli bir ilişki inşa etmekle başlayın; güven düzeyine uygun sorular sorun… Ya da güven+1 (biraz daha ciddi/dünün sorusundan daha meydan okuyucu)  Verimli düzeyde gizliliğin ve sorunun ciddiyetine yetecek denli zamanın varlığından emin olun. Birini kenara çekin, yürüyüşe çıkın, yan yana oturun ve bir alan yaratın.

Sürat (Speed) : Ciddi konuşmalar uzun sürer. Beş dakika düzeyinde bir merhabalaşma için beş dakika yaratın. Daha ciddi konular için bir saat. Eğer aceleniz varsa insanlar bunu hissedecektir ve göndermiş olduğunuz “Acelem var” sinyaline uyum sağlayacaklardır (ya da bu normu bilmiyorlarsa öğrenmeleri gerekebilir) 

Senaryo (Script) : “Yüzey” başlangıç normu olduğu için cevap verme şekliniz diğer kişiye bir sonraki adımda ne beklemesi gerektiği hakkında bilgi verir. Bir senaryoyu takip ettiğinizi algılarsa ona bunun, gerçek olmadığı mesajını göndermiş olursunuz. Eğer  karşınızdakinin başlangıçtaki fikirlerini ve hislerini hükümsüz kılarsanız dürüst olmamayı da bilirler. İter ya da çekerseniz, bunun gerçek bir diyalog olmadığını anlarlar. Diğer yanda, diyaloğun ileri ya da geri akışı süresince paylaşarak, soru sorarak, dinleyerek, tanıyarak ve yansıtarak siz de sıra alırsanız bu da iletişimin yüzeyin ötesine akmasına neden olur. 

İletişim Egzersizi :

Herhangi bir anda, paylaşmaktan yana kendimizi konforlu alanda hissettiğimiz bir “dış hikâye”nin ve bir de gerçekten ne düşünüp ne hissettiğimize dair bir “iç hikâye”nin var olduğunu göz önünde bulundurun.  İşte bu konu hakkında kendinizi keşfetmeniz için Six Seconds eğitim egzersizlerinden biri. İster bir partner ile ister grup ile yapabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan bir kağıt ve yazmak için herhangi bir şey, tabi renkli kalemlerle çok daha eğlenceli olacaktır.

 

Duygusal Zekâ : Daha derine bakın

1. Adım: Bir durum düşünün, örneğin oldukça kompleks olduğunu düşündüğünüz bir diyalog. Ya da katıldığınız bir parti, toplantı ya da sadece okula ya da ofise doğru yürüyüş anı. 2. Adım: Kağıdınızın bir tarafına o sırada dışarıya ne göstermekte olduğunuzu çizin. Diğer tarafına da içinizde ne hissettiğinizi tasvir edin. Tartışın.

3. Adım tabi ki de “mucizenin gerçekleştiği yer”… ve kolaylaştırıcınızın ya da partnerinizin bunu sizin için daha da ilginç ya da şaşırtıcı hale getirme becerisi… Duruma bağlı olarak, şöyle sorular konuya dahil olabilir :

İki taraf birbirinden farklı mı?

Farklar neler?

Neden böyle olduğunu varsayıyorsunuz?

İç kısma dair daha fazla şey gösterecek olsaydınız (eğer yeterince göstermediysen) neler olurdu? Bunun bedelleri ve faydaları nelerdir?

Bu sizi ve diğerlerini ve ilişkilerinizi ne şekilde etkilerdi?

Bu biraz daha ileriye götürülebilir, öz farkındalıkla, kalıplarla, seçimlerle ve sonuçlar hatta amaçlarla alakalı olarak. Ne tür ilişkiler inşa etmek istiyorsunuz? Bu neden önemli? Bunun gerçekleşmesi için ne tür seçimler yapmanız gerekecek?

Egzersizi yaptığınızda neler oldu? Lütfen yorumlarda bunu paylaşın.

ESAS NOKTA : Daha derine bakın

Diğerlerini anlamak istiyorsanız, yüzeyin ötesine geçmeniz gereklidir. Eğer kendinizi yüzey hikâyesi ile kandırırsanız en değerli veriyi kaybedersiniz.

 

Yazar – Joshua Freedman

Kaynak : http://www.6seconds.org/2013/10/02/feelings-communication-relationship/




2016-10-15 22:38:01





Önerilen Ziyaretler
En Çok Okunan Blog Yazıları
Diğer Blog Yazıları
Arama